MAHALLE



                                                                                                              
Her şey aynı bu mahallede. Önce ben, sonra evim, beni kendi istedikleri gibi görmek isteyenler, mahallenin boyalı, duygusuz kızlarına meftun yarı delikanlılar, benim derdimin ne olduğunu bilgelikle çözdüğünü iddia eden ve bunu dünyanın seyrini değiştiren bir icada mucitlik yapmışçasına, zevkle anlatan hokkabazlar hep aynı. Daha sayayım mı? Aynı olan o kadar çok şey var ki! Şimdi kafanı kaldırıp etrafına bakman yeterli bunu görmek için. Ya da pencerenizi aralayın haydi! İğrenç ve çirkin binaları gördünüz mü? Hepsi aynı. Soğuk, ruhu çekilmiş. O yığınların içindekileri düşün. Önce kendine bak. Kimin hayatını yaşıyorsun? Kendinin mi, başkasının mı? Utanmadan haykır bunu.

Plan
Mahalledekilere defalarca seslendim: Olmak istedikleriniz bana göre değil. Bilincinizi ya da onun altındakini kendinize saklayın. Son demlerini oynuyorsun ve artık pilin bitiyor; yolları aynı ve renk körü bir boyacının leş kokulu boyalarıyla bezenmiş iğrenç mahalle! Yine defalarca seslendim mahallenin sıvasız apartmanlarından birinde yaşayan bizimkilere: Hayır anne! Hayır Baba! Hayır, sen, öbürü, onun yanındaki ve sen ağacın arkasına saklanan it! Emellerinizi çekin üstümden.
İlk planım yalnızlık. Çünkü yalnız kaldığım sürece sorun yok. Bu haldeyken diğerleriyle birlikte olduğum zaman içime çöken can sıkıntısını üzerimden atabiliyorum. Konuşulanların aynı olması beni buna iten. Geçim sıkıntısı, uydurulmuş akşam haberleri, falancanın başarısı, filancanın yaptığı şerefsizlikler, büyük ruhsal buhranımız, ben o kadar mükemmelim ki nutukları, keşkelerle dolu hayatlar ve binlercesi. Üstüne üstlük mahallenin birçoğu kendi olmak istedikleri yaratıkları ben ve benim gibiler üstünde uygulamak istiyor. Başkalarının boktan hayatlarını yaşamak zorundayız bu mahallede. Sanırım yakında kaçacağım buradan. Çok az kaldı ama beklemek zorundayım.

Sona Doğru
Mahkeme duvarı gibi suratlarında Yahudiler bile ağlamazdı bahsini ettiğim insanların. Şimdi bu adamlardan kaçmak ve de buralardan uzaklara gitmek en doğrusu olacaktır diye düşünürken, uzak kavramını tartışmaya başladım kendi kendime. Nereye kaçmak, kimden kaçmak? Sonuçta beynim hep benimle birlikte ve içindekilerde öyle. Bir makine olsa da yazılımımı değiştirsem diye düşündüm. Düşünmek bile zor geliyor artık. Belki de istedikleri bu! Yine de bu konunun üstünde fazla durmadım. Sonra evimin her pencereden görünmesi zorunlu olan manzarasını seyre daldım.

Yazılım
Herkesin zihnindekileri değiştirebilecek bir yazılım! Evet, neden olmasın? Olması imkânsız. Arka sokaktan git yoksa Bakkal Faik yakalayabilir seni. Uzun zamandır borcunu ödemedin. Evet, haklısın.

Vakit Tamam
Bütün bu zırvalıkları bırakıyorum artık. Beklemenin bir anlamı yok. İhtiyacım olanlar köpüren diş macunu, diş fırçası, kitap, para ve sırt çantası. Ve biraz cesaret biraz da umursamazlık. İşte bu kadar kolay! Oturduğum kaldırımdan fırlayıp eve koşuyorum. Aynı yolların aynı yorgun taşlarına bakmamaya özen göstererek.

Yol
Trendeyim. Burası dünyanın en güzel yeri. Herkesin gözü pencerenin öbür tarafında. Belki hiçbir zaman yürüyemeyecekleri kırlara bakıyorlar özlemle. Hiçbir zaman gerçekleştiremeyecekleri hayallerini yakalamak için trendeler ve belki de bu yüzden hoşlarına gidiyor yıllar sonra iğrenç beton yığınlarına dönüşecek kırlar. Tıpkı hayalleri gibi. Hayalleri de bu kırlar gibi bir gün kazılıp betonlarla döşenecek. Üzerlerinde yaşanmaz inler inşa edilecek. Buradakiler bir zamanlar buranın insanların içini aydınlatan bir kır olduğunu bilmeyecek. Tüm yaşamlarını bu tuğla birikintilerinden birine sahip olmak için harcayacaklar. Aşkları, düşleri hep bu yapay ve kendilerini yabancılaştıran binalarda kör olacak.
Biraz uyudum ve uyandığımda yeni mahalleye merhaba dedim.

Yeni Mahalle
Kimseyi tanımamak! İşte farklı olan bu yeni mahallemde. Her şey çok güzel. Bir iş ve yeni bir ev buldum. Komşular hoş geldin deme nezaketinde bulunmadılar. Açıkçası bu durum hoşuma gitmedi değil. Aşure günü hiçbiri bana aşure vermedi sadece buna bozuldum.

Köşk
İşten arta kalan zamanlarda mahallenin arka sokaklarında bulduğum, günlük müşteri sayısı beşi geçmeyen ve çayı bir halta benzemeyen kahvede oluyorum. Çok sıkılırsam kahvenin arkasında yer alan tarihi kalıntılarda sessiz sedasız oturuyorum. Burası benim köşküm. Buraya kaçmamın nedeni eski mahallemdeki zihniyetin aynısının bu mahallede de olması. Saçıma karışan keller, zihnimin yedi kat altına tohumlarını saçmaya çalışan nutukçular, iki artı iki eşittir dört bitticiler.

Aşk Yeniden
Aşk yeniden. İlkokulda valinin kızı Hayriye tarafından aldatılmamdan sonra biten ve sonra lise yıllarında Cevriye’yle bir kez daha yeşeren, Cevriye’nin ben Afganistan’dayken Hırdavatçı Mahir’in oğlu Gıygıdı Nazif ile evlenmesinin ardından köklerinden kopardığım aşk duygusunu şimdilerde sokağın pastanesinde çalışan, adını sanını henüz öğrenemediğim ve şimdiye kadar bir bakışını dahi lütfetmeyen kızın masalsı güzelliği filizlendirmeye çalışıyor.  Ahanda tam şuramda bir sızı var sürekli. Varsın olsun. Ama hissettiğim kadarıyla bu aşkta meşkle sonuçlanmayacak.

Huzursuz Bir Haldi Bu
Kaçtığım duygular ve zihinler ve mekanizmalar belli. Tek tipleşmeden, kendim olarak ölmeden bir saat önce kendi bestelediğim türküyü söylemek istiyorum ama ne bu mahallede ne de eskisinde bunu yapmak mümkün durmuyor. Hem mevcut hale olan takıntım hem de elimde olmayan ama değiştirmek istediğim birçok şeyi- ki bunlara isyan etmekten bıktım ve bu his beni utandırıyor değiştirmeyi bütün hücrelerimle arzuluyorum.

Mahallenin Enteresan Bir Köşesini Keşfim İle İlgili Mevzuat   
Köşkümde ikindi vakitlerinin güzelliğiyle sarhoş, hayallerimin ve benliğimin ucuz mahallelerde körelmesi duygusuyla nahoş bir halde oturuyordum. Üstelik nahoşluğuma altın vuruşu yapan, âşık olduğum kızın benim hakkımdaki düşüncelerini öğrenmekti. Beni ipsiz sapsız biri olarak nitelendiriyormuş.-bu konuda daha fazla açıklama yapamayacağım sanırım. Olaya üzülüp soluğu burada aldım. Gelirken hayatın devinimlerine küfür ettim, dinamolara hakaretler savurdum, aşkımı ve lanet hayatımı düşünmemeye gayret ederek devam ettim yoluma. Geçenlerde kaldırım taşları griydi. Bugün onları söktüler ve yerlerine açık gri kaldırım taşları döşediler; insanlar ve mekanizmalar arasındaki sınırı belirleyen kaldırımlar durumdan mutlu değildi, sadece insanlardan nefret ediyorlardı bence. Ve yolların kırmızılığı tuğlaların renginden değil ya utançlarından ya kızgınlıklarından olmalıydı. Hapsettikleri toprak kendilerindendi. Aynı hücreleri taşıyorlardı onunla. Üstelik en acı duydukları şey onları hapsetmek zorunda bırakılmalarıydı. Bizler tarafından. İnsanlar makamından. Adiliğimiz babından. İşte hem o kaldırım taşlarının ayniyeti ve sıradanlığı hem de yolların kızgınlığı ve utancıyla izliyordum masmavi gökyüzünü kıpkırmızı suratımla. Ben de hapsediyordum yollar gibi kendimden bir şeyleri. Ruhumu belki ya da ne bileyim işte!
Bulunduğum yerden kalkıp köşkün karşısındaki ağaçlara doğru yürümeye başladım. Bugün köşkte ilginç şeyler oluyor. Dışarda binaları gaddarca döven rüzgâr benim viraneme uğramıyor, davetsiz misafirlerim olan köpekler yanıma ilişmiyor örneğin. Ağaçların arasına girdiğimde daha önce görmediğim bir manzarayla karşılaştım. İçerisinden ancak tıfıl bir adamın geçebileceği bir kapı ya da bir oyuk mu demeliyim bilmiyorum ama daha dün kara toprağın betonla hesaplaşmasını izlemiştim bu yerde. Garipti. Güzeldi. Korkmadan yanına yaklaştım. Kaybedecek bir şeyimin olmadığını düşündüm. İçeri girdim kapıdan. Uzun bir yol vardı.

Mahallenin Beyin Mekanizması
Uzun müddet sürünerek dar tüneli geçtim. Tünelin sonunda devasa alışveriş merkezlerine girdiğim zaman hissettiğim o çiğ atmosfer vardı. Elektrik mavisi kaplamıştı bulunduğum mahzeni. Duvarlar anlayamadığım bir güzellikte işlenmiş esrarengiz şekillerle doluydu. Fiber teknoloji anlatıyordu belki de kim bilir. Belki de elektriğin icadı burada yapılmıştı. Tavan diye nitelendirebileceğim taşlar bile enteresan şekillerle işlenmiş ortama ürperti verme görevini üstlenmişlerdi. Bu gizli bölmenin az ilerisinde, küçük bir koridorun hemen bitiminde, afallatıcı seslerin geldiği, fütürist bir ressamın zihninin yansımasına benzettiğim, mekanizmalarla, metallerle, rengarenk kablolarla dolu bir oda bulunuyordu. Yavaşça ilerledim, şimdi korku bedenime selamlar çakarak kılcal damarlarımdan yayılıyordu kalbime doğru ve kalp atışlarım hızlanmaya başlıyordu. Bu mekanik zımbırtıların üzerinde mahallemdeki herkesin ve tabi ki benim de ismimin yazılı olduğu aletler vardı. Herkes ama herkes burada mevcuttu. Anladığım kadarıyla bu mekanizmalar tarafından yöneltilen bir mahallede yaşıyordum! Ve işte o anda pastanecinin kızının yazılımı çarptı gözüme. O esnada şeytan yan tekme attı ve hızlıca bana âşık olması için neler yapabileceğimi düşündüm. Biraz uğraştıktan sonra şansımın da yardımıyla yazılımı çözdüm ve bana âşık olması için gerekli kodları girdim. Yaptıklarım bununla sınırlı kalmadı. Bakkala olan borcumu sildim. Beni kendisi gibi görmek isteyen kim varsa düşüncelerini kuruttum vesaire…

Kurmaca
Pastanecinin kızı yani Ayşe artık bana öyle bir bakıyor ki, gözlerinin ışıltısı kalbimin karanlık köşelerinde dolanıyor, en âşık dizelerimi yazdığım şiirlerin tetikçisi oluyordu. İki hafta sürecek mutlu aşkımız boyunca ona düşüncelerimden, aşktan, kitaplardan, köpüren diş macununun icadından ve daha bir sürü konudan bahsettim. O sadece bana aşk sözcükleri söylüyor ve iyi bir böreğin sırlarını veriyordu. Bakkal tüm borçlarımı sildiğini söylerken TV gördüğü genel af haberlerinden etkilendiğini, bu durumun onu böyle bir karar almasını desteklediğini anlatıyordu. Kendileriyle anlaşamadığım hokkabazlar da beni görünce yollarını değiştiriyorlardı.

2 Hafta Sonra
Her şey değişti artık. Ayşe benden ayrıldı. Bu yetmezmiş gibi eczanede çalışan ve kesinlikle hoşlanmadığım Sevda’nın sevgi dolu bakışlarıyla üzerimde oluşturduğu terörle yıldım. Bakkal affı geçersiz kıldı ve kasap dükkânına uğramadığım halde iki yüz elli lira borç çıkardı. Mahalle sahipleri, sözü geçenler üzerimizde gerçekleştirmek istedikleri emelleri için propagandalarını meşrulaştırarak devam ettirdiler. Eski mahallemdekileri bile çağırdılar üstelik. Ne kadar isyankâr ve düzen bozucu biri olduğumdan bahsettiler. 

Peki, Ya O Kapı?
Tüm bunlar olurken kapıya doğru koştum ve yerinde yeller esiyordu.

Kaçış Ve Yöneliş
Ardıma bakmadan kaçtım mahalleden. Anladığım şu idi. Ben bir acizdim.-acizliğimi anlamak bana güç veriyordu şimdi.- İnsanların zihinleri kapkara muşambalarla çevrilmişti. Uzun müddet kirlenmiş sakallarım, yırtılmış çantam ve artık köpürmeyen diş macunumla yolculuk yaptım. Ruhumu dinlendirecek olanı aramayı sürdürdüm.Yeni bir menzil bulmalıydım kendime. Yeni bir mahalle! 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZİHİN DUVARLARININ ÖTESİNDE

SİZLER ÖZEL DEĞİLSİNİZ!