Kayıtlar

2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SİZLER ÖZEL DEĞİLSİNİZ!

 Sizler özel değilsiniz, sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan kar tanesi de değilsiniz, sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz, bindiğiniz araba değilsiniz, kredi kartlarınızın limiti değilsiniz, sizler iç çamaşırı değilsiniz… İşte Dövüş kulübünün çok meşhur repliklerinden biri. Filmde de esasen “biz bu değiliz” ekseninde bir hikâye anlatılıyor. Filmin teması bir cümle ile söylenmek istense, kültür endüstrisinin insanı ve değerlerini nasıl tükettiği, nasıl tek tip haline getirdiğidir, denilebilir.  Bunun için de filmin birçok yerinde sembolik anlatımlarla bu dert anlatılmaya çalışılmış. Şimdi filmde eleştirilen noktalara bir göz atalım. O daire benim hayatımdı! Modernist dünyanın mihenk taşı tüketim, insanların mükemmel olmayışını ve faniliğini gizlemek, bu gerçeği ört pas etmek için kurgulanmış bir mekanizma gibidir.  Modernizm bunu insanın aldığı eşyalar veya edindiği sertifikalarla birlikte dört dörtlük olmaya yalnızca bir adım uzakta olduğu hissin...

BİRİ SİZİ GÖZETLİYOR

1984: DÜNYAYA KARAMSAR BİR BAKIŞ  George Orwell’in yazdığı 1984 adlı roman birçok kişinin hayatlarının belli zamanlarında değişik etkiler uyandırmış bir kitaptır. Kitap her ne kadar 1984 adını taşısa da Orwell, önceleri öykünün geçtiği zamanı 1980 olarak tasarlamış hastalığından ve kitabın yazım sürecinin uzun sürmesinden ötürü eserini 1948’de bitirebilmiştir. Bu yüzden “Kitabın yazımını 1948 yılında tamamladığım için, 1948’in son iki rakamının yerlerini değiştirmeye karar verdim.” diyerek neden bu ismi koyduğunu açıklayacaktır. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazın ve sinema dünyasının en bilinen distopik (anti-ütopyacı) eserlerinden birisi olma özelliğiyle ayrı bir yer taşır. Burada distopyayı açıklamak yararlı olabilir. Distopya, Yunanca kökenli bir kelime olup “kötü yer” anlamına gelmektedir. Gerçekleşmesi mümkün olmayan, ideal toplum yapısını temsil eden “ütopya” kavramının tam zıddıdır. Kitap ve filmde konu 3 süper devlet üzerinde kurgulanıyor. Kitapta olduğu gibi filmde de özgür ...

AÇLIK OYUNLARI

 GEÇMİŞİ UNUTMAK ve AÇLIK OYUNLARI Bu zamana kadar yazdığımız film yazılarında hep alt metnin sinsiliğinden, bilinçaltımıza kirli eller tarafından yerleştirilmeye çalışılan habis metaforlardan bahsettik -Stalker hariç-. Bu yazıda konu edineceğimiz film bunların ters istikametinde yer alan yapımlardan. Eee dünyada hep kötü zenginler film yapıyor değil ya. Arada böyle güzel işlerde çıkıyor. Bir Zap, İki Görüntü: Açlık Oyunları Televizyonda zap yaparken bir yanda reality şovların vıcık vıcık hallerini bir yanda da Afganistan işgalinin iğrençliğini gören Collins, bu manzara karşısında bir kitap yazma isteğiyle dolar ve Açlık Oyunları’nın ilk kitabını yazmaya koyulur. Kitabın Amerikan ahalisi tarafından beğeniyle karşılanmasının ardından ikinci ve üçüncü kitabını da kaleme alır. Kitap, çocuk yaşta bir kız olan Katniss Everdeen üzerinden sıkı bir kapitalizm ve medya eleştirisi yapar. Dilerseniz şimdi kısaca kitabın/filmin konusuna bir göz atalım. Açlık Oyunları Ne Anlatır? Bir zamanlar...

BİR KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ ÜRÜNÜ: HARRY POTTER

 BİR KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ ÜRÜNÜ: HARRY POTTER Expelliarmus! Bakkala olan borcunuz birikmiştir. Bakkal peşinize düşer. Olanca hızınızla kaçarsanız. Ama durun! Expelliarmus! Bakkalı zabıtalar kovalamaya başlar. Derslerden çakmaz üzeresinizdir. Final soruları akla Kazıklı Voyvoda’yı getirir. Expelliarmus! Hocalar insafa gelir, sınavlar bir hafta ertelenir. Evet, geçtiğimiz dönemlerde bizi oldukça meşgul eden bir karakterin yani Harry Potter abimizin efsane kelimesinden türettiğim birkaç sahne hazırladım sizlere. Keşke her şey böyle kolay olsa. Expelliarmus! desem ve siz birden istediğiniz işlere, sekiz yaşından yirmi yedi yaşınıza (ya da daha fazla) kadar mütemadiyen kurduğunuz hayallere kavuşsanız, bakkala borcunuz silinse, finallerden yüz alıp profesör lakabı alsanız. Ama yok öyle bir dünya! Olmasın da.    Harry Potter serisinin çok başarılı bir çocuk edebiyatı örneği olmasından ziyade dâhice tasarlanmış bir pazarlama yönetimiyle popülerleşmiş bir marka olduğunu fark ettiğim ...

1 ➕ 1 = 1

 Efsanevi Rus yönetmen Andrei Tarkovsky’nin eserlerinden yola çıkıp bir şeyler yazmak zor iştir.  Tarkovsky karmaşık beyin yapısı, sanatsal ve imgesel anlatı dili fazlasıyla içsel ve kişiseldir. Bu yüzden de onu yazmak zordur. Bu yazıda Nostalgia filminden bahsederken yukarıda bahsettiğim uğraşı yapmaya çalışmayacağım. Yapabileceğimi de düşünmüyorum zaten. Sadece bu muazzam filmi izlerken bende oluşan yankılarını yansıtmaya çalışacağım. Nostalgia Nostalgia, yönetmenin ülkesinden kovulmasından sonra çektiği ilk filmdir. Yapımda 1700’lü yıllarda İtalya’ya sürgün edilen Sovyet besteci Pavel Sosnovsky’nin izlerini arayan şair Andrei Gorchakov’un serüveni konu edilir. Kadın bir tercüman ile Bologna’da araştırmalar yapan Andrei, ailesini dünyanın sonunun geldiğine inandığı için 7 yıl boyunca bir odaya hapseden meczup Domenico ile karşılaşır. Şairin tüm ilgisi, elinde mum ile boş bir havuzu geçerek insanlığı kurtarmaya uğraşan bu sıra dışı adama kayıverir. Kendisine cinsel anlamda il...

HAKİKATİN PEŞİNDE

 Bir Garip Münzevi: Tarkovksi “Sanat, yaratıcının aynadaki cilvesidir. Biz sanatçılar bu jesti tekrarlamaktan, taklit etmekten başka bir şey yapmıyoruz. Bu yüzden, yaratandan bağımsız bir sanata asla inanmıyorum. Tanrısız bir sanata inanmıyorum. Sanatın anlamı yakarmadır. Bu benim yakarışım. Eğer bu dua, bu yakarış, benim filmlerim insanları Allah’a yöneltebilirse ne mutlu bana. Yaşamım esas anlamını bulacak. Hizmet etmek. Ama bunu asla başkalarına empoze etmeye kalkışmayacağım. Hizmet etmek, fethetmek demek değildir.” Sanat anlayışını bu şekilde açıklayan Tarkovksi’nin filmlerini de bu bağlamda izlemek, onları algılayabilmek adına önemli bir mesele.  Özellikle de günümüzde sanat olarak önümüze konulan birçok filmin konusundan ve işleniş tarzından öte şiirsel bir dili vardır Tarkovski’nin. Sanatı, tinsel olana ulaşma, maddi gerçekliğin çok ötesindeki manevi alana nüfuz etme yetisi olarak görmesi ve sanatçıya bahşedilen bu yetinin sadece insanlığa hizmet etme amacıyla verildiği...