Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Fay Hattı 3

Resim
"Dünyanın ilerlemesini istiyorsanız el ele vermeliyiz. Sözüm ona sağlıklıları, sözüm ona hastalarla karıştırmalıyız. Siz sağlıklı olanlar, sağlığınız ne anlama gelir? İnsanoğlunun bütün gözleri, içine daldığımız çukura bakıyor.  Özgürlük faydasızdır eğer gözlerimizin içine bakmaya, yemeye, içmeye ve birbirimizle yatmaya cesaretiniz yoksa.  Dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler, sözüm ona sağlıklı olanlardır."                                                                                                                                                    "Nostalgia"

Fay Hattı 2

Resim
"Yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz. Okul duvarları, asfalt ve refah reklamlarının uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere, böceklerin vızıltıları girmeli.  Her birimizin gözlerini ve kulaklarını, büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle doldurmalıyız.  Birileri pramitleri yapacağımızı haykırmalı. Yapamamamızın bir önemi yok, o isteği beslemeliyiz. Ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz, sınırsız bir çarşaf gibi."                                                                                                                                                 "Nostalgia"

Fay Hattı 1

Resim
"İçimde hangi adam konuşuyor? Hem aklımda, hem bedenimde aynı anda ayrılamam. Bu yüzden tek kişi olamıyorum. Kendimi aynı anda sayısız şey olarak hissedebiliyorum.  Fazla büyük usta kalmadı. Zamanımızın gerçek kötülüğü budur.  Kalbin yolları, gölgelerle kaplanmış. "                                                                                                                          "Nostalgia"

HARDALLI BİR 2014 HİKAYESİ -II-

Resim
Rüstem aga hayatın neşvesinden bihaberdi. ben de öyleydim. evsiz kalmıştım. insanları sevmek çekmiyordu canım. Sadece Rüstem aga ve ben, şu yanımdaki aksi ihtiyarın kendisini yıllar önce terk ettiği sevdalısı Gülsüm yengenin anıları vardı bir tek Doğancılar parkında. hayatı, ölenleri, haberleri, kalanları, mevsimleri ve daha birçok şeyi umursamıyorduk. Heyecanlandığımız tek şey, Mihrimah camiinin avlusunda sabahları beleşe dağıtılan çorbanın tuzlu mu tuzsuz mu olduğuydu. ben çok nadir hayal kursam da Rüstem aga bu konuda benden daha iyiydi. Güya o, tayy-ı mekanizma diye adlandırdığı makinesini icat edecek, hep birlikte geçmişe gidip Gülsüm yengeyi evvelden ve gelecekten kurtaracaktık. ben o zamanlar âşık değildim. Rüstem Aga'yı fazla duygusal ve konumundan habersiz görüyordum. ama o hayalini her gece bankında uyumadan evvel dua gibi tekrar ediyordu. ben de aşık oldum sonraları ve Rüstem aga'nın haleti ruhiyesini tez zamanda iliklerime kadar hissettim. şimdi hayal kurma sırası b...

HARDALLI BİR YILIN HİKÂYESİ -I-

Resim
-I- "Biz bu mevkiye dızdırcılıktan, üç kâğıtçılıktan tut, bin çeşit ıspanaklı hadisattan yetişerek geldik." dedi yaşlı adam. "Senin eşgali umumiyen bu gibi davalara biraz maydanozlu düşüyor." diye de ekledi. O sıralar hiç evde değildim. Evim yoktu. Üsküdar'ın yosunlu bir yokuşunun bitiminde bir parkta pinekliyor, benim gibi evsizlerle bank kavgası yapıyordum. Rüstem Aga ile işte böyle bir gün tanıştım. En büyük servetimiz eski bir semaver ve canı çekerse radyo dalgalarını antenine davet eden antika bir radyoydu. Bir de tütün tabi. Hikâyesini bitirmesi günler aldı. Hiç sıkılmadan bu yaşlı hergelenin rampalı hayatını dinledim. Günün birinde evsiz kalacağıma hiç inanmazdım ama Rüstem Agayı dinleyince hayatın ne kadar çapaklanabileceğini anladım ve gardımı her an her şey olabilecekmiş gibi sımsıkı tuttum. Oldu da. Samandıra'ya göçümden sonra Üsküdar'daki evsiz günlerimi arar oldum. Ama yaşadığım hiçbir şey Rüstem Aga’nın kendi tabiriyle, ...

Oyuncak Kaçakçısı

Saat üçü çeyrek geçe penceremden dışarı bakıyorum ve yine o soğuk, çirkin, midesi bulanmış bir deniz otobüsü yolcusunun suratına benzer halde duran şehri izliyorum. Şehir esasında hep böyledir. Sadece üçü çeyrek, dokuzu on ya da on ikiyi yarım geçeye mahsus bir durum değildir bu. Eğer bilmediğim bir zaman dilimi varsa şu dünya üzerinde belki o anlarda güzeldir. Ama birden on ikiye kadar belirlenmiş zaman mekanizmasının hiçbir saniyesinde güzel değildir şehir. Renksiz, bol dumanlı, barındırdığı betonlar kadar serttir. Penceremden dışarı baktığımda içinde yaşadığım inden hiçbir farkı olmayan, sanki hiç yok ölmeyecekmiş gibi mağrur, hiç yıkılmayacakmışçasına dik duran, bir firavun edasıyla etrafı süzen apartmanlar, bahçelerinde yine taştan masalar ve tabureler görülür. Bu saydıklarımdan başka otomobilleri ve doğalgaz borularını saymazsak başka hiçbir şey yoktur sokağımda. Toprağın rengi ya da ağaçların rüzgârla olan münasebeti sırasında çıkardığı seslerden fazla haberdar değilim. Ama ö...

ŞAPKALI ADAM

ŞAPKALI ADAM Şehrin henüz matlaşmaya başlamadığı uzak bir köşesinde yaşardı o. Yalnızdı. Bir arkadaşa ihtiyaç duymadığını, şehrin dar sokaklarından hızlageçerken kendi kendine konuşmasından anlamıştım. Böyle bir yargının ne kadar doğru olduğu konusunda kuşkuluyum. Ama onun, şehirden elini eteğini çekene kadar kimseyle dostluk kurduğunu görmedim. Kimseye âşık olduğuna, şiir yazdığına, şaka yaptığına ve kendisine de şaka yapıldığına şahit olmadım.  Uzun saç ve sakalından,garipgiyiminden onun pekâlâ deli olabileceğini düşünebilirdim. Birkaç kez kahverengi şapkasıyla kavga ettiğini ve olanca hıncıyla ona bağırdığını görsem de onun deli olduğunu düşünmedim. Peki, peki… Onun çıldırmış olabileceğinidüşündüm. Bir keresinde yıkadığı şapkasına, onu tanımadığı birinin çamaşırlığına astığı sırada, ettiği sözleri duyunca bu adam delirmiş dedim. Bunları anlatmanın nedeni, adını bilmediğim için kendisine Şapkalı Adam lakabını taktığım kişiyi sizlere anlatma isteğimdir.Aslında sırf şapkasıyla ...

SON ZAMANLARDA YAPTIKLARIM

Son zamanlarda yalnızlıktan iyice nasibimi almıştım. Artık Kadıköy kesmiyordu, Üsküdar'ı ise çoktan unutmuştum. Hadi kalk oğlum Sırrı deyip atladım vapura. Beşiktaş'a gittim. Yalnızlığın tadına bir de burada bakayım. Başıboşluğun tadına... Kuruyemişçiden aldığım 5 liralık süper karışık çerezleri yerken sürekli tuzlu fıstık çıkmasına içerleyip, kuruyemişçiye sövdüm. Gidip karnımı doyurayım deyip bir lokanta buldum kendime. Normalin aksine menü değil de garson kız çarptı gözüme bu sefer. Güzel bir kızdı ama Cevriye'nin bakışları her yerimi sarmıştı. Ne zaman bir kızdan hoşlansam gelişi güzel Cevriye'min sözleri aklımda yankılanıyordu. "Sırrı, bana pambıklı şeker alacan nı?" O mutlu günlerde onu pamuklu şekere boğmuştum. Garson kıza siparişimi verdim. Yemek gayet güzeldi. Ansızın kızla konuşma isteği saldı içimi, boş tabakları masadan toplarken dayanamayıp ona bu et yemeğinin tarifini sordum. Birden gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı. Bana hakaret ediy...

HELGA VE KISA SÜREN AŞKIMIZIN HİKAYESİ

Sultan Ahmet civarı… Kafam bozuk, cebimde 45 kuruş artı iki basımlıkakbil var. Yüküm ağır anlayacağınız. Durup durup çok kalabalık değil mi yahu burası diyorum. Ne çok insan var, muhtemelen bir daha göremeyeceğim hiçbirini. Havada hiç âşık olacak bir durum yok. Evden çıkmadan evvel annem“âşık olup başımıza ekşime” diye tembihlemişti zaten. Eyvallah dedim eyvallah anne. Âşık olmam, ama on lira verirsen de fena olmaz hani. 45 kuruşum ve iki basımlıkakbilim var! Cep delik cepken delik yürüyorum başım önde. Yanımdan insanlar geçiyor: - O kam on men vat a vandırfıl  siti. - IchmöchtenichtdieWelt, wenn es gegebenwird. - Je suis belle, ô mortels! comme un rêve de Pierre. - 辞書 , 辞典 , トルコ語悪阻ドッペルゲンガー . Ne diyor yahu bu insanlar? Neden bu kadar şaşkın şaşkın konuşuyorlar?  Yoksa, yoksa fukaralığımı fark ettiler de ona mı şaşırıyorlar? Sanmam. Öyle olsa karşımdaki şu şişman İngiliz elindeki döneri yerlere döke saça yemezdi. Her neyse daha fazla sinirlenmeden buradan uza...

CEVRİYE'YE MEKTUP

Daha dün aklımdan neler geçiyordu. Neler anlatıyordum kendime öyle hararetli hararetli. Aklımdan geçenleri beğenmiş olacağım ki, koştum kâğıt kalem aldım. Oturdum yazıyorum karşımda bana bakan bir çift gözün kontrolünde. Gözlerin sahibine ise sonra geleceğim. Aslına bakarsan böyle şeyler yapmaktan çekinirim. Yazmak hoşuma gider ama birilerine okutmaktan çekinirim. İşin gerçeği ben genel olarak çekinirim. Küçükken bakkaldan ekmek almaya bile çekinirdim. Bu sebeple çok azar yedim. Kimse de bilmez işin aslını.- Buradan bu gizli gerçeği tek sana izah edeceğim.- Bakkalın oğluna olan 25 taso, 12 bilye borcum sebebiyle gidemezdim bakkala. Hakkını vereyim tehdit etmeyi de iyi bilirdi bakkalın oğlu. Şimdilerde mahpus damlarında barbut oynarmış. Geçenlerde aldım haberini. Ha, bir de anası her pazar temiz iç çamaşırı ve paket paket Amerikan sigarası götürürmüş. Acaba anasına beni sorduğu oldu mu hiç diye düşünmedim değil. Hala borcumu ödemiş değilim. İnsan büyüdükçe değişiyor tabii. Artık...