Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BİR AFGANİSTAN MACERASI

Süleyman Abi’nin kahvesinden çıkıp bir sigara yaktım. Yol uzundu. Yolun adı Afganistan’dı. Nasıl böyle bir karar verdiğimi kime söyledimse inanmadı. Herkes işin içinde bir sır olduğunu düşündü. Oysa amacım ne seyahat etmek, ne Amerikan ordusunu yerle bir etmek, ne de çok güzel fotoğraflar çekip yol maceramı anlatarak, mahallenin güzeli Cevriye'ye hava atmaktı. Amacım sadece dört harf iki heceden oluşan en kirli icada sahip olmaktı. Para. Evet, amacım sadece para kazanmak ve kazandığım parayla bizim mahalleye kral bir manav açmaktı. Bunun için Afganistan'a mı gidilir arkadaşım demeyin. Gidilir. Bizim mahallede ne kadar işletme varsa başvurdum çalışmak için. Okul hayatımın anaokulundan terk olduğunu duyunca kimse almadı beni işe. Eskiler satan, eskiler alıp yeniler hiç satmayan, Bordeaux doğumlu, kaba sakallı Model Şükrü abiye borcum var üstelik. Adamcağızı zor bela ikna edip kırmızı bir deniz topu almamın üzerinden tam 37 gün geçmiş. Cevriye'ye verecektim topu utandım, ve...

ŞİİRİMSİ

Resim

.

ÜÇ ADAM

ÜÇ ADAM Ne zaman böyle hislere kapılsam ayaklarım beni buraya getirir. Buraya, bu beton yığını şehrin kalabalığından kaçabilmiş beş altı ağacın verdiği huzura, gelir hal hatır sorarım yapraklara. Yanlarına oturup boynumu büktüğümde, çocukken akşam ezanı okunduğunda eve gitmem gerçeği kadar içim buruk olur. Ama bu sefer midemin içinde U dönüşü yapan bu yoğun his beni daha bir üzüyor, şehrin mendebur suratına eşlik edercesine sıfatımı kapkara bir mahkeme duvarına çeviriyordu. Gülmeye çalışsam da bunun yapmacık olduğunu, kırgın bir âşığın sahte gülüşünün yatsıda söneceğini bilmek ciğerimi pareliyordu. Az önce maşukuma verdiğim şiire bakıyor, derin bir ah çekip karşıda bana bakan çirkin binaların utanması bekliyordum. Her zaman yaptığım gibi bu huzur muhitinde hiçbir şey düşünmemem gerektiğini düşündüm. Uzun müddet oturduğum yerden şehri izledim. Yapay şehri, somurtkan şehri, üstünde gezen binlerce insandan sıkılmış şehri izledim. Oturduğum yerden yalnız insanları toplu halde görebil...

MAHALLE

                                                                                                               Her şey aynı bu mahallede. Önce ben, sonra evim, beni kendi istedikleri gibi görmek isteyenler, mahallenin boyalı, duygusuz kızlarına meftun yarı delikanlılar, benim derdimin ne olduğunu bilgelikle çözdüğünü iddia eden ve bunu dünyanın seyrini değiştiren bir icada mucitlik yapmışçasına, zevkle anlatan hokkabazlar hep aynı. Daha say...

ÇOCUK MECLİSİ

Üsküdar huzur memleketi. Bunu şu, üzerine onlarca aşığın ismi kazılı bankta otururken daha iyi anlıyorum. Üstümde eski bir şehrin yorgunluğu var. Tüm karanlığıyla peşimden gelen, zihnimin kıvrımlarına yuvalanmış eski bir şehir ve onun kötü hatıraları beni yoran. Üsküdar’da izbe bir evde otururum. Zengin olduğum söylenemez. “Olsun, gönlüm zengin benim de!” demek isterdim ama bunun kararını verecek olan ben değilim sanırım. O makamda olan sizlersiniz. Üsküdar’a taşındığımdan beri başka semtleri aramaz oldum. Burada oldukça mutlu hissetmeye başladım kendimi. Mahalle bakkalının hoş sohbeti midir, kahvedeki çayın muhteşemliği midir bilmem pek sevdim buraları. Hele ki bir apartman penceresinden bakkala uzatılan o sepeti görünce içim kıpır kıpır etti. Bunu en son delicesine sevdiğim ve daha on iki yaşında evlilik hayalleri kurduğum valinin kızına pötibör bisküvi ısmarlamak için kullanmıştım. Geçenlerde haberini aldım. Valinin kızı Çerkez bir kaymakamla evlenmiş. Zaman ne çabuk geçiyor. B...