CEVRİYE'YE MEKTUP

Daha dün aklımdan neler geçiyordu. Neler anlatıyordum kendime öyle hararetli hararetli. Aklımdan geçenleri beğenmiş olacağım ki, koştum kâğıt kalem aldım. Oturdum yazıyorum karşımda bana bakan bir çift gözün kontrolünde. Gözlerin sahibine ise sonra geleceğim.
Aslına bakarsan böyle şeyler yapmaktan çekinirim. Yazmak hoşuma gider ama birilerine okutmaktan çekinirim. İşin gerçeği ben genel olarak çekinirim. Küçükken bakkaldan ekmek almaya bile çekinirdim. Bu sebeple çok azar yedim. Kimse de bilmez işin aslını.- Buradan bu gizli gerçeği tek sana izah edeceğim.- Bakkalın oğluna olan 25 taso, 12 bilye borcum sebebiyle gidemezdim bakkala. Hakkını vereyim tehdit etmeyi de iyi bilirdi bakkalın oğlu. Şimdilerde mahpus damlarında barbut oynarmış. Geçenlerde aldım haberini. Ha, bir de anası her pazar temiz iç çamaşırı ve paket paket Amerikan sigarası götürürmüş. Acaba anasına beni sorduğu oldu mu hiç diye düşünmedim değil. Hala borcumu ödemiş değilim.

İnsan büyüdükçe değişiyor tabii. Artık bakkaldan rahatça ekmek alabiliyorum. Birazcık kasaplarla aram bozuk o kadar. Her neyse bu konuyu fazla uzatmayacağım. Sonuçta bu yazdıklarımı okuyorsan yazdıklarımı okutma, bakkal ve kasap çekincelerimi de alt etmiş oluyorum.

Senden bahsetmek istemem. Zaten bahsedecek bir şey yok ki… Sana olan hayranlığım uzunca sürdü hepsi bu.

Bir hayranlık birilerine maddi kazançlar sağlar mı? Bunu hiç düşündün mü? Sağlarmış. Şimdilerin Et ve Balık Kurumu, eskilerin Abbas’ın kahvesini bilmem hatırlar mısın? Üniversite caddesinin okula yakın kavşağında köşe başında dururdu. İşte bu kahvede oturur, hayranlık hararetimi çayla atmaya çalışırdım. Yanlış hatırlamıyorsam seni 3 defa yalnız, 4 defa da arkadaşlarınla geçerken gördüm kahvenin önünden. Bu zamanlarda artan hayranlık alametlerim sonucunda kendimden geçmiş olacağım ki tüm kahveye çay ısmarlamışım. Bundan sonra kahve ahalisi de senin yolunu gözler oldu. Çoğu memur emeklisi olduğundan günde en fazla üç-dört çayla yetiniyorlardı çünkü. Ama bunu her zaman yapmadım tabi. Çok Nadire bir durum olmazsa da yapmam.
Yukarıdaki satırları yazdıktan sonra uzun süre kâğıda kaleme dokunmadım. Oturduğum yerden kalkıp eve gittim. Biraz tütün, sigara kâğıdı ve beni göz hapsine tutan, tek kullanımlık arkadaşım için yiyecek bir şeyler aldım. Dışarıda oturduğum masaya döndüğümde kendileri yoktu ama yiyecekleri görünce koştu geldi. Bir şeyler yedik ama hiç konuşmadık.

Eve gidip gelinceye kadar aklımdan birçok satır geçti. Aralarında çok güzel cümleler de vardı ama iş yazmaya gelince daha da bir zorlaşıyor her şey. Bu şiir yazmak gibi aslında ya da reklam sloganı gibi az ve öz olmalı kanaatimce. Şiir demişken sana olan hayranlığımın ilk senelerinde- Ben hayranlığımı 4 kısma ayırdım.- 2 de şiir yazmıştım ama vermeye cesaret edemedim. Aslına bakarsan vermeyi düşünmedim bile. Zaten güzel şeyler değillerdi.
Lafı fazla uzatmadan ve yanımda uyuklamaya başlayan arkadaşımı rahatsız etmeden sözlerimi bitirmek istiyorum. Zira az da olsa sana duyduğum aşkı anlattığımı farz ediyorum.
Sözün başında ona sonra geleceğim dediğim, bana bakan bir çift gözü de açıklayayım unutmadan. Kendisi ya bir çöpçüden dayak yemiş ya da başıboş gezen son model bir köpeğin- hani şu beslenmek için alınan türlü eziyetlere maruz kaldıktan sonra salıverilen köpeklerden bahsediyorum.- saldırısına maruz kalmış olsa gerek biraz topallayarak yürüyen, buna rağmen tüyleri gayet parlak, kapkara kafasının içinde sarıya çalan gözlere sahip bir sokak kedisiydi. Ona biraz senden bahsettim. Seni Bahçelievler mahallesindeki asfalt zeminli top sahasının civarında görmüş olabileceğini söyledi. Mektubun son halini de onla birlikte düzenledik. Beğenmediği yerleri büyük bir titizlikle düzelttirdi. Bir nevi editörlük yaptı bana. Sağ olsun.
Az evvel müsaade isteyip gitti. Gitmeden de sana bol bol selam etti.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZİHİN DUVARLARININ ÖTESİNDE

SİZLER ÖZEL DEĞİLSİNİZ!

MAHALLE