HELGA VE KISA SÜREN AŞKIMIZIN HİKAYESİ

Sultan Ahmet civarı…
Kafam bozuk, cebimde 45 kuruş artı iki basımlıkakbil var. Yüküm ağır anlayacağınız.
Durup durup çok kalabalık değil mi yahu burası diyorum. Ne çok insan var, muhtemelen bir daha göremeyeceğim hiçbirini.
Havada hiç âşık olacak bir durum yok. Evden çıkmadan evvel annem“âşık olup başımıza ekşime” diye tembihlemişti zaten. Eyvallah dedim eyvallah anne. Âşık olmam, ama on lira verirsen de fena olmaz hani.
45 kuruşum ve iki basımlıkakbilim var! Cep delik cepken delik yürüyorum başım önde. Yanımdan insanlar geçiyor:
- O kam on men vat a vandırfıl  siti.
- IchmöchtenichtdieWelt, wenn es gegebenwird.
- Je suis belle, ô mortels! comme un rêve de Pierre.
- 辞書, 辞典, トルコ語悪阻ドッペルゲンガー.
Ne diyor yahu bu insanlar? Neden bu kadar şaşkın şaşkın konuşuyorlar?  Yoksa, yoksa fukaralığımı fark ettiler de ona mı şaşırıyorlar? Sanmam. Öyle olsa karşımdaki şu şişman İngiliz elindeki döneri yerlere döke saça yemezdi. Her neyse daha fazla sinirlenmeden buradan uzaklaşmalıyım dedim.
Kendime bir bank bulup burada krallığımı ilan ettim. Neler neler düşündüm bankta otururken! Ama size ne rutubet tutmuş dünyanın halinden ne gönül enflasyonumun iniş çıkışlarından ne de hayatın sırrından bahsedeceğim. Size bakkala olan borcumdan, sigarayı bırakma nedenimden, sahte dostlardan, reklam kokan hayatlardan, soygunculardan ya da sanki bu dünya çekilecek bir yermiş gibi umarsızca yürüyen insan sürülerinin halinden de bahsetmeyeceğim.
Size ilk görüşte aşka göz kırpmamı sağlayan Helga ve onunla yaşadığımız kısa aşktan söz edeceğim. Onu gördüğüm an ağır çekimdeydi etraf, Tarantino filmlerinin en heyecanlı sahnelerinde gibiydim, saçları rüzgârları utandırmaya yemin etmiş gibi sallanıyordu. Elleri... Elleri o kadar da güzel değildi. Daha bir sürü tasvire olanak verecek güzellikteki bu kız beni can evimden vurmuştu. Kısa bir süre tekleyen beyin kıvrımlarım bana oturduğum bu yerden kalkıp onun yanına gitmemi, bütün hislerimi açıklayıp koşarak uzaklaşmamı emrediyordu. Kalktım gittim yanına ve ona şunları söyledim:
Sen güzelim evet sen! Alman mühendislik harikası nedir bilmem ama sen kalbimin mekanizmasını bozdun!
Biliyor musun Volsvagen en sevdiğim araba ve Schweinsteiger uzaktan vuruşları bir harika! Ha bir de Google'a ve klavyeye bakmadan yazabiliyorum Alman Milli futbol takımı oyuncularının adlarını! Adın Helga demek yanındaki hamburger kılıklı herif söylerken duydum bunu. Anlamını bilmiyorum ama kulağa hoş geliyor.
Benim adımda Tolga. Tam da bunu demek istedim aslında. Zengin kafiyeli ve zengin gönüllü bir çift olabiliriz gibi geliyor bana, ha ne dersin?
Helga gözlerindeki o garip ifadeyle:
" Ben bilmiyor Türkçe, gideceğim SultanAhmet'e" dedi ve gitti.
Ve ben o giderken yanımdan geçen son model Volsvagen otomobile olanca hızımla savurup tekmemi karıştım şehrin kalabalığına.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZİHİN DUVARLARININ ÖTESİNDE

SİZLER ÖZEL DEĞİLSİNİZ!

MAHALLE