HARDALLI BİR YILIN HİKÂYESİ -I-
-I-
"Biz bu mevkiye
dızdırcılıktan, üç kâğıtçılıktan tut, bin çeşit ıspanaklı hadisattan yetişerek
geldik." dedi yaşlı adam.
"Senin eşgali
umumiyen bu gibi davalara biraz maydanozlu düşüyor." diye de ekledi.
O sıralar hiç evde
değildim. Evim yoktu.
Üsküdar'ın yosunlu bir
yokuşunun bitiminde bir parkta pinekliyor, benim gibi evsizlerle bank kavgası
yapıyordum. Rüstem Aga ile işte böyle bir gün tanıştım.
En büyük servetimiz
eski bir semaver ve canı çekerse radyo dalgalarını antenine davet eden antika bir
radyoydu. Bir de tütün tabi.
Hikâyesini bitirmesi
günler aldı. Hiç sıkılmadan bu yaşlı hergelenin rampalı hayatını dinledim.
Günün birinde evsiz
kalacağıma hiç inanmazdım ama Rüstem Agayı dinleyince hayatın ne kadar
çapaklanabileceğini anladım ve gardımı her an her şey olabilecekmiş gibi
sımsıkı tuttum.
Oldu da. Samandıra'ya
göçümden sonra Üsküdar'daki evsiz günlerimi arar oldum.
Ama yaşadığım hiçbir
şey Rüstem Aga’nın kendi tabiriyle, baharatlı bir yaşam mücadelesi kadar sert
olmadı. Benim hususlarım yaşlı adamınkilerin yanında omlet kalır sizin
anlayacağınız.
Esasında hikâyeye
başlamadan evvel Rüstem Aga’yla ilk tanıştığımız günün on beşinci dakikasında
başımıza gelen bir olayı anlatmak isterim hattı zatında. Ben o zamanlar yazar olmak hülyasıyla köpüren
bıçkın bir delikanlıydım. O ise mezara yan gözle bakan yaşlı bir hergele. Evsiz
kalışımın ilk gecesinde yirmi yıllık bankına pineklediğimin farkında değildim.
Enseme patlattığı tokatla bilinçlenmiştim. Tam ona saldırı hazırlıklarına
girişiyordum ki. Rüstem Aga sol omzumun üzerimden arkamdaki bir nesneye, bir
hayvana, bir ışığa ya da bir kadına odaklanmıştı. Kim olduğunu öğrenmek için
ardıma dönüp bakmaya fırsat kalmadan Rüstem Aga devriliverdi önüme. Dönüp
baktığımda telaşlı ve korkak bir karaltının yan sokağa saptığını görmüştüm.
Uzun süre Rüstem
Aga'nın uyanması için filmlerde gördüğüm tedavi biçimlerinin hepsini elifi
elifine uyguladım. Çok sonraları Rüstem Aga uyandı. Uyandığında kendisini
tokatladığım için bana epeyce sövdü. Ne oldu sana böyle hasta mısın diye
sordum. Derin bir nefes aldı tam cevaba hazırlanacakken radyodan bir şarkı
takıldı kulağımıza. Yüzüne bir tebessüm düştü yaşlı adamın.
“Dur hele genç adam, şu
şarkıya son ses ver bakalım. Hikâye etmeye birazdan başlarız.”
İçim ısınmıştı bu eski toprağa.
Eyvallah ağabey dedim. Eyvallah. Yeni bir hikâyeye asla hayır demem. Eyvallah!
Yorumlar
Yorum Gönder