1 ➕ 1 = 1

 Efsanevi Rus yönetmen Andrei Tarkovsky’nin eserlerinden yola çıkıp bir şeyler yazmak zor iştir.  Tarkovsky karmaşık beyin yapısı, sanatsal ve imgesel anlatı dili fazlasıyla içsel ve kişiseldir. Bu yüzden de onu yazmak zordur. Bu yazıda Nostalgia filminden bahsederken yukarıda bahsettiğim uğraşı yapmaya çalışmayacağım. Yapabileceğimi de düşünmüyorum zaten. Sadece bu muazzam filmi izlerken bende oluşan yankılarını yansıtmaya çalışacağım.

Nostalgia

Nostalgia, yönetmenin ülkesinden kovulmasından sonra çektiği ilk filmdir. Yapımda 1700’lü yıllarda İtalya’ya sürgün edilen Sovyet besteci Pavel Sosnovsky’nin izlerini arayan şair Andrei Gorchakov’un serüveni konu edilir. Kadın bir tercüman ile Bologna’da araştırmalar yapan Andrei, ailesini dünyanın sonunun geldiğine inandığı için 7 yıl boyunca bir odaya hapseden meczup Domenico ile karşılaşır. Şairin tüm ilgisi, elinde mum ile boş bir havuzu geçerek insanlığı kurtarmaya uğraşan bu sıra dışı adama kayıverir. Kendisine cinsel anlamda ilgi duyduğunu belli eden tercüman Eugenia’ya yüz vermeyen Andrei’nin aklında Sovyetler Birliği’nde bıraktığı ailesi ile birlikte Domenico’da vardır artık. Nostalghia’nın görünürdeki hikâyesi budur.

Asıl Vatanını Arayan Şair

Yeryüzünde hep sürgündük biz. Hiçbir şehir, mahalle, sokak vatan olmadı bize. Oradan buraya indirildiğimizden beri, asırlardır, yine oraya gitmek için yeryüzünde sadece geziniyoruz. Belki bu dönüşün idrakiyle belki de gafletle atılıyor adımlar. Ama atılıyor. Dünya için atılan adımlar insana maddi olarak ne getirirse getirsin, içerlerde bir şeyler eksik kalıyor. Filmin bir diğer kahramanı Domenico, her gün bindiği çakılı bisikletinde bunu anlatıyor aslında. Saatlerce pedal çeviriyor ve hiç ilerlemiyor. Dünya için uğraşın boşa olduğunu biliyor ve bunu filmin sonunda da haykırıyor.  

Şairimiz Goncharov mutlu olmayan ve huzuru içinde hissedemeyen bir adam. Huzuru nerde, nasıl bulacağını da bilmiyor. Ailesi, çocukları, evi, yurdu, ülkesi, hiçbir şey ona huzur vermiyor. Aradığı saadet için her şeyini bırakıp başka bir ülkeye kaçıyor. Domenico’nun evini yakıp ailesini terk ettiğini öğrenince dünyada yalnız olmadığını anlıyor ve bu delinin iç dünyasını keşfetmeye çıkıyor, kendi benliğini keşfetmek için. 

1+1=1  

Bir damla bir damla daha iki damla etmez, daha büyük bir damla eder.

Goncharov, inançsız bir adamdır. İnançsız olmasına rağmen yine de dünyayı vur patlasın çal oynasın yeri olarak görmez. Zaten kendisini dünya nimetleri de kesmez. Rusya’dan İtalya’ya birlikte geldiği tercüman kadın, kendisini şehvetle arzulasa da Goncharov bu hanım kızımıza tenezzül dahi etmez.

Peki, ne arıyor bu adam?

Istırabını dindirecek bir yol gösterici. Filmde, şaire yol gösteren bu kılavuzun adı, Domenico. Şehir sakinleri tarafından deli olarak adlandırılan Domenico yardımına gelir şairin ve kendisine tekâmül basamaklarını çıkartır. Şaire bir artı birin ancak bir olacağından bahseder. Doğduğumuz andan bir avuç toprak olana kadar içinde yüzdüğümüz, ya da yüzdürüldüğümüz, rasyonel ve pozitivist deryanın aksine birbirine ihata etmenin bir deli gözüyle yorumlanışı bu sözü, inanarak söyler Domenico. Sayılar ve istatistiklerle ölçümlenen, hayatı istatistiklerin ışığında cılız sokak lambalarının ancak ve ancak kişinin ayakucunu gösterecek şekilde aydınlatıldığı, istatistiklere göre diyerek başlayan cümlelerle korkutulan, yaşamlarına yön verilen modern insana bir çağrı yapar: Gerçekliğin içinde veya hayalimde değilken ben neredeydim?

Goncharov yitirdiği inanç kavramını kazanmak için kolları sıvar ve bütün şiirlerini yakar. Aslında sahip olduğu her şeyi yakar çünkü hayatını bu şiirlere adamış bir adam o. Kendinden sıyrılıp yıllardır aradığı, içinden gelen bir çağrının peşine düşmeye başlar ve Domenico filmin sonunda kendini yakarken mumu söndürmeden karşı kıyıya geçirmeyi başarır.

Domenico kendini yakmadan evvel Marcus Aurelius heykelinin üzerine çıkar ve buradan insanlara bağlı oldukları zincirleri atmaları gerektiğini haykırır.

Son Söz

Son sözü Domenico’ya verelim:

İnsanoğlu dinle!

Senin içinde su, ateş ve sonra kül ve küllerin içindeki kemikler...

Kemikler ve küller...

Gerçekliğin içinde veya hayalimde değilken ben neredeydim?

İşte yeni anlaşmam:

Geceleri güneşli olmalı ve Ağustos da karlı. 

Büyük şeyler sona erer, küçük şeyler baki kalır.

Toplum böyle parçalanmaktansa, yeniden bir araya gelmeli.

Sadece doğaya bak, hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin. 

Bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz

Yanlış tarafa döndüğümüz noktaya.

Hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz, suları kirletmeden.

Deli bir adam size, kendinizden utanmanızı söylüyorsa, ne biçim bir dünyadır burası?

#sinema #cinema#stalker #covid19 #sinema #kitap #belgesel #nostalgia #tarkovsky 










Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZİHİN DUVARLARININ ÖTESİNDE

SİZLER ÖZEL DEĞİLSİNİZ!

MAHALLE