AÇLIK OYUNLARI

 GEÇMİŞİ UNUTMAK ve AÇLIK OYUNLARI

Bu zamana kadar yazdığımız film yazılarında hep alt metnin sinsiliğinden, bilinçaltımıza kirli eller tarafından yerleştirilmeye çalışılan habis metaforlardan bahsettik -Stalker hariç-. Bu yazıda konu edineceğimiz film bunların ters istikametinde yer alan yapımlardan. Eee dünyada hep kötü zenginler film yapıyor değil ya. Arada böyle güzel işlerde çıkıyor.

Bir Zap, İki Görüntü: Açlık Oyunları

Televizyonda zap yaparken bir yanda reality şovların vıcık vıcık hallerini bir yanda da Afganistan işgalinin iğrençliğini gören Collins, bu manzara karşısında bir kitap yazma isteğiyle dolar ve Açlık Oyunları’nın ilk kitabını yazmaya koyulur. Kitabın Amerikan ahalisi tarafından beğeniyle karşılanmasının ardından ikinci ve üçüncü kitabını da kaleme alır.

Kitap, çocuk yaşta bir kız olan Katniss Everdeen üzerinden sıkı bir kapitalizm ve medya eleştirisi yapar. Dilerseniz şimdi kısaca kitabın/filmin konusuna bir göz atalım.

Açlık Oyunları Ne Anlatır?

Bir zamanlar tarihteki adı “Kuzey Amerika” olan, ancak yıkıcı bir savaştan sonra tamamen tarihten silinen bir coğrafyada Panem adlı despotik bir devlet kurulur. Bu devletin başkenti Capitol'ün çevresine kümelenmiş durumdaki 13 ayrı bölge de merkeze çok katı kurallarla bağlıdır. Capitol, yönetimindeki insanları oyalamak, üretimden, farklı düşünce tarzlarından, hakikattan ve benzeri konulardan uzak tutmak ve bu insanlara gözdağı vermek adına “Açlık Oyunları” adlı bir yarışma düzenlemektedir. 74 yıldan beri düzenlenen bu geleneksel yarışmanın adayları Panem’i oluşturan sömürü mıntıkalarında yaşayan halktan Capitol’de özel olarak seçilen adaylardan oluşur. Yarışmacılar, 12 ila 18 yaş arasındaki 12 kız ve 12 erkekten oluşur. Yarışma, televizyondan da baştan sona naklen yayımlanan, halkın izlemesinin zorunlu tutulduğu vahşi bir arena gösterisiyle, içlerinden yalnızca bir tanesi sağ kalana kadar birbirlerini kesip biçmeye zorlanan sömürülerin mücadelesinden ibarettir.

Hikâye, 12'nci bölge mensubu olan 16 yaşındaki Katniss Everdeen’in Capitol tarafından seçilen küçük yaştaki kardeşinin yerine gönüllü olarak, insanlığın hiçe sayıldığı bu yarışmaya katılmasıyla başlar. Genç kız, merhametle zâlimlik arasında sürekli git geller yaşadığı güvensiz bir zeminde, kısacık hayatının en ağır sınavını vermeye başlar.

Özellikte teknolojinin gelişmesiyle çocukluğunu yaşamakta zorlanan, sıfır ve birlerle dolu bilgisayarların başında sokağın tadından bihaber günümüz çocuklarının hedef kitle olarak seçilmesi önemli bir nokta. Çünkü tıpkı filmde birbirlerini kırıp geçirmeye çalışan çocuklar gibi günümüz çocukları da kurgulanmış bazı başarıları elde etmek için birbirleriyle yarışmaktalar. Düşünsenize üniversite sınavlarının at yarışlarından yahut filmdeki yarışma gibi psikolojik bir savaştan ne farkı var? Böyle bir düşünce sistemi geliştirdiğimizde eser, günümüz kapitalizm çocuklarını, müthiş bir arenada beyinlerine savrulan binlerce mesajla birlikte kendileriyle de savaşmakta olduğunu karikatürize eder.

Geçmişi Unutmak

Açlık Oyunları, Capitol şehri sakinleri için bir heyecan olmasının yanında onların mıntıkalar üzerindeki iktidarlarının devamlılığını sağlayan bir mekanizma işlevini de görüyor. Zira her yıl bu yoksul insanlardan çocuklarını alarak, onların aslında kimin çocukları olduğunu göstermek gibi bir niyet var. Çocukların bu ölüm yarışındayken izlenmesinin zorunlu tutulması da olası bir isyanda tüm mıntıkalara başlarına gelebilecek olan felaketleri göstermesi açısından bir güç gösterisi konumunda. Ayrıca yarışmanın seyir zevki boyutu ve eğlence sektörünün en güçlü yatırımlarından birisi olması da, halkın içinde bulunduğu sıkıntılarını, açlıklarını, sefil hayatlarını unutmasına yönelik olarak dizayn edilmiştir. Yani Açlık Oyunları, geçmişte yaşanan ayaklanmanın tekrarlanmaması için düzenlenmiş bir tampon mekanizma niteliğindedir.

Geçmişi unutturulan çocuklar, bu yarışma sayesinde sadece çiçek olmayı öğrenecek ve istenildiğinde ölüme yol açacak yarışmalara katılacaktır.

Cumhuriyetten sonraki bizlere baktığımızda ne acıdır ki böyle bir tablo ayan beyan ortada. Padişahlarını hain, kızıl sultan olarak öğrenmiş, atalarının yazısına şaşkın gözlerle bakan bir nesilden yetişmiş bir insan olarak kapitalizmin ve yahut ideolojilerin çocukları nasıl da sevdiklerini(!) görmek gerçekten de göz yaşartıcı.

Tüket, itaat et, öl!

Film yazarı Brian Aldiss, “Çocukluk öldüğü zaman cesetlerine ‘yetişkin’ denir ve cehenneme ya da daha kibar adıyla topluma girerler. Onun için çocukları hem severiz hem de onlardan korkarız, çünkü çöküşümüzün düzeyini gösterirler.” der.

Filmde çocuklar artık bir ölüm kalım savaşının içinde kalırlar. Çocukluk onlar için sadece yaşla nitelendirilen nicel bir kavramdır. Oyunları saklambaç, yakar top, mahalle maçları değil, hayatta kalmak için başkalarını öldürme üzerinedir. Burada yapılan atıf, günümüz çocuklarının ve hatta yetişkinlerinin tek bir odadan çıkan binlerce mesajla benliklerini unutturulmak istenmesine yöneliktir. Gerçekten de medya denen dünyanın en tehlikeli icadına baktığımızda çizgi filmlerden sinema ve dizi filmlerine, reklamlardan eğitim sistemine kadar tek bir elden çıkmış gibi duran bir istek vardır: Tüket, itaat et, öl!


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZİHİN DUVARLARININ ÖTESİNDE

SİZLER ÖZEL DEĞİLSİNİZ!

MAHALLE