BİRİ SİZİ GÖZETLİYOR

1984: DÜNYAYA KARAMSAR BİR BAKIŞ 

George Orwell’in yazdığı 1984 adlı roman birçok kişinin hayatlarının belli zamanlarında değişik etkiler uyandırmış bir kitaptır. Kitap her ne kadar 1984 adını taşısa da Orwell, önceleri öykünün geçtiği zamanı 1980 olarak tasarlamış hastalığından ve kitabın yazım sürecinin uzun sürmesinden ötürü eserini 1948’de bitirebilmiştir. Bu yüzden “Kitabın yazımını 1948 yılında tamamladığım için, 1948’in son iki rakamının yerlerini değiştirmeye karar verdim.” diyerek neden bu ismi koyduğunu açıklayacaktır.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazın ve sinema dünyasının en bilinen distopik (anti-ütopyacı) eserlerinden birisi olma özelliğiyle ayrı bir yer taşır. Burada distopyayı açıklamak yararlı olabilir. Distopya, Yunanca kökenli bir kelime olup “kötü yer” anlamına gelmektedir. Gerçekleşmesi mümkün olmayan, ideal toplum yapısını temsil eden “ütopya” kavramının tam zıddıdır.

Kitap ve filmde konu 3 süper devlet üzerinde kurgulanıyor. Kitapta olduğu gibi filmde de özgür düşünceyi zincirlemek için devletin her şeyi yaptığı görülüyor. Her tarafa yerleştirilmiş olan tele ekranlar, mikrofonlar ve kameralar sayesinde halk sürekli izleniyor. Bu düzen içinde yaşayanlardan biri de Winston Smith. Filmde önceleri Winston Smith’i partinin çıkarları doğrultusunda çalışan biri olarak görüyoruz.  Fakat sonraları Winston büyük bir suç işleyip partideki kuralların dışına çıkarak devleti yönetenlerin tarihle oynadıklarını, insanları kandırdığını düşünüyor. Sonrasında ise yakalanarak çeşitli işkencelere maruz kalıyor ve beyni yıkanıp sıkı bir Big Brother sempatizanı oluyor.

1984’de komünist bir dünyanın anlatımından bahsedebiliriz. Filmde insanlara sürekli olmayan bir savaştan ve düşmanlardan bahsedilir. Dünya üçe ayrılmıştır. Bu ülkeler Amerika kıtasını sembolize eden Okyanusya, Avrupa ve Asya’nın bir kısmını sembolize eden Avrasya ve Uzakdoğu’yu sembolize eden Doğuasya'dır. Esasında Orwell’ın bu kurgusunda tek dünya devletine geçiş sürecinde olan dünyanın durumu anlatılmıştır diyebiliriz. Çünkü son zamanlarda da oldukça anılan bazı isimlerin planlarını dair bir uyarı vardır eserde. Bunu anlamak için bahsi geçen isimlerin neler yaptığına bir bakmak gerekir.

 1973 yılında David Rockefeller ve Brzezinski Trilateral Komisyonunu kurar. Rockefeller ailesi bilindiği üzere şu an dünya baronu olarak tanınan dünyadaki petrol ve bankacılık pazarına hükmeden pagan inancına sahip bir ailedir. Brzezinski ise yıllardır bu aileye danışmanlık yapan ekipten biridir. Brzezinski için Arap Baharı’nın mimarlarından birisi olduğu da söylenir.

Trilateral Komisyon, tek dünya devleti amacına yönelik çalışan yukarıda da bahsettiğimiz dünya baronları tarafından kurulan bir teşkilattır. Teşkilatın isminden de anlaşılacağı üzere  (tri) yapılanma üç ayaktan oluşur. Trilateral Komisyon, New York Borsası, Londra Borsası ve Tokyo Borsası’dır. Zaten dünya, bu baronlar tarafından üçe ayrılır: Amerika, Avrupa (Asya’nın bir kısmı) ve Uzakdoğu.

1973'te kurulan Trilateral Komisyon ile 1984 adlı eser aynı sınırları çizmiş ve aynı oluşumdan bahsetmiştir. Orwell kitabında gelecekteki olması muhtemel bu planları anlatır. Trilateral Komisyon’un dünyayı üçe bölmesi gibi o da dünyayı üçe bölerek bir kurgu oluşturmuştur. Dünya insanlarını kontrol altında tutma planı bir grup tarafından tasarlanmıştır, tıpkı Orwell’ın anlattığı gibi. Dünya insanlarının %85’inin fakir,  %15’inin orta halli, geri kalan azınlığın ise servet sahibi olacağı Orwell tarafından yazılmıştır. Orwell’ın kitabında yazdığı ve günümüzde de geçerli sayılabilecek bir özellik de toplumun çoğunun yapay bir mutluluk ve uyuşukluk içerisinde olacağıdır.

Medyayla kontrol altına alınmaya çalışılan, tüketim kültürünün artmasıyla sahte mutluluklar yaşamaya başlayan, haberler tarafından korku dairesine çekilen günümüz insanı düşünüldüğünde Orwel’ın karamsar dünyasını yaşıyor olduğumuz bir gerçek. Tıpkı Orwell’ın distopyasında olduğu gibi tarihimiz ters ışıkla aydınlatılmış gibi sisli ve kelimelerimiz, dilimiz üzerinde müthiş bir erozyon gözle görülür bir şekilde birileri tarafından şekillendirilmekte. Mesaj bombardımanına tutulan modern insanlar olarak kendimiz hariç her şeyle ilgilenirken bir yerlerden ne yiyip ne içeceğimiz, neyi düşünüp neyi düşünmeyeceğimiz sanki bir emir gibi sofralarımıza düşüyor. Her şeyin bu kadar aşikâr olması da kuralları değiştirmiyor. Bu durumda aklıma şu soruyu getirmeden edemiyorum. Peki biz ne yapacağız, Winston Smith’in yaptığını mı yoksa başka bir yol mu?     


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZİHİN DUVARLARININ ÖTESİNDE

SİZLER ÖZEL DEĞİLSİNİZ!

MAHALLE