SİZLER ÖZEL DEĞİLSİNİZ!
Sizler özel değilsiniz, sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan kar tanesi de değilsiniz, sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz, bindiğiniz araba değilsiniz, kredi kartlarınızın limiti değilsiniz, sizler iç çamaşırı değilsiniz…
İşte Dövüş kulübünün çok meşhur repliklerinden biri. Filmde de esasen “biz bu değiliz” ekseninde bir hikâye anlatılıyor.
Filmin teması bir cümle ile söylenmek istense, kültür endüstrisinin insanı ve değerlerini nasıl tükettiği, nasıl tek tip haline getirdiğidir, denilebilir. Bunun için de filmin birçok yerinde sembolik anlatımlarla bu dert anlatılmaya çalışılmış. Şimdi filmde eleştirilen noktalara bir göz atalım.
O daire benim hayatımdı!
Modernist dünyanın mihenk taşı tüketim, insanların mükemmel olmayışını ve faniliğini gizlemek, bu gerçeği ört pas etmek için kurgulanmış bir mekanizma gibidir. Modernizm bunu insanın aldığı eşyalar veya edindiği sertifikalarla birlikte dört dörtlük olmaya yalnızca bir adım uzakta olduğu hissini uyandırarak yapmaktan çekinmez. Filmde, kamera, anlatıcı ile birlikte evin içerisinde dolaşırken tıpkı bir ürün kataloğunda olduğu gibi eşyaların üzerinde açıklayıcı bilgiler ve fiyatları belirtir. Anlatıcı, seçtiği her bir eşyanın kişiliğini yansıttığına inanmaktadır. Yine anlatıcı, dairesinde gerçekleşen bir patlamadan sonra şunları söyler: “O daire benim hayatımdı. İçindeki her eşyayı ayrı ayrı severdim. Ve orada yok olan sadece birkaç eşya parçası değildi. Yok olan bendim.” Anlatıcı sadece sahip olduklarıyla kendini ifade edebilen biri olduğunu açıkça söyler. Tam da reklamlarda bize söylenen şey! Siz buna değersiniz hatta daha fazlasına! Bu yüzden daha çok satın alın ve benliğinizi aldıklarınızla keşfedin!
Dini duyarlılığı olan Osmanlı’da İstanbul, uzunca bir dönem geçirdiği onca yangına rağmen her defasında ısrarla ahşaptan inşa edilmişti. Bu durum şehir sakinlerinin ölümlülük bilincine sahip olmasıyla ilgiliydi. Yani şimdiki yaşantının tam aksine dünyanın gelip geçiciliği algısı yerleşmişti onlarda. Önemli olan ahiretti çünkü. Önemli olan ebedi hayattı.
Modernizmin Diğer Bir Metası: Beden
Modernizm, bedeni ilkin endüstriyel bir mantıkla ‘emek gücü’ olarak değerlendirdi. Buna göre insanın üretime katılan bir makineden farkı yoktu. Fakat üretimde bedensel emeğin payının azalması ve tüketimin bir kültür olarak yeni anlamlar kazanması ile bedene yeni bir simge verildi. Bir tüketim nesnesi olarak beden, güzellik ve cinsellik motifleri ile ele alınmaya başlandı.
Tüketim kültüründe beden hazzın yeni yeriydi artık. Reklamlarda ve filmlerde sunulan kırışıklıkları olmayan, dolgun ve dalgalı saçlı, sinema yıldızlarını aratmayan kadınlar ve son derece sportif ve kaslı bir bedene sahip erkekler çağın gözdesiydi. Sadece bunlar için milyonlarca liralık harcama yapıldığını göz önüne aldığımızda kapitalizmin doğru bir algı oluşturma eylemi yaptığını söylemek yanlış olmaz. Bu durumu kanıtlar nitelikteki bir diğer unsur ise son dönemlerde medyada türeyen moda programlarıdır. Buradaki tehlike ise televizyon yayınlarının insan üzerindeki kanıtlanmış etkisidir.
Filmde kurulan dövüş kulübünde bu durum eleştirilir. Filmin şizofren karakteri Tyler, “Spor salonlarında ter atıp film yıldızları gibi olmaya çalışan adamlara” acıyarak bakar. Üyelerin saçlarını kısaltıp tırnaklarını kesmesinin sebebi bakımlı olmak değil dövüşlerde dezavantajlı duruma düşmemektir.
Sabun Metaforu
Anlatıcı ve Tyler Durden ilk kez uçakta karşılaşırlar. Anlatıcı Tyler’a ne iş yaptığını sorar. Fakat modern insanın kendini tanımlamakta önemli bir göstergesi olan işi Tyler için bir kıstas değildir. Tyler soruyu anlamadığını söyler. Anlatıcı daha açık sorar: Geçinmek için ne iş yapıyorsun? Tyler’ın bu soruya verdiği cevap esasında iki anlamlıdır. “Sabun, medeniyetin mihenk taşı!” Düz bir bağlamda bakıldığında Tyler’ın geçimini sabun yapıp satmakla sağladığı anlaşılırsa da cevabın alt metninde bir anlam daha yatmaktadır. Tyler, insanı sindiren ve köleleştiren uygarlığın yıkımı için sabun yapmaktadır.
Sabun filmde sıradan bir obje olarak değil filmin asıl vermek istediği mesajın sırtlayıcısıdır ve film boyunca eleştirilen düzenin alt üst edilmesi için kullanılacak bir öğedir. Filmin sonunda da Amerika’nın en büyük finans merkezinin sabunlardan elde edilen patlayıcılarla yerle bir edilmesi dikkate değerdir. Finans merkezinin patlatılması ve yıkıntılarının asıl hedef olan ulusal müzenin üstüne düşmesi de kurulan kapitalist uygarlığın bütün izlerini ve etkilerini silmenin asıl amaç olduğunu gösterir. Burada sermaye sahiplerinin ve kapitalizmin etkisindeki sanatın her zerresini yok ederek yeni ve temiz bir uygarlığa giden bir adım gerçekleştirilmek istenmiştir.
Sonuç
Film başından sonuna kadar güzel bir modernizm eleştirisidir. Kapitalist düzende insanların sokulmak istendiği çerçevelere açıktan göndermeler yapar. Eleştirdiği uygarlığın yerine başka bir düzen kurmaya çalışır. Fakat bunda oldukça başarısızdır Dövüş Kulübü. Sunduğu hayat görüşü bize oldukça terstir.
Harika
YanıtlaSilTEŞEKKÜRLER ZEYNEP
SilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil